”TATİL”in gözünü seveyim… Köşe Yazıları

cuma gününün akşamı da başka bir tatlıdır. artık erken yatmak yoktur. anne, babaanne de töleranslıdır o gun. ilişmez size. diğer hafta içi günlerinde, okul için erkenden yatmak zorunda olduğunuz için televizyon seyredemiyor olmak, o gün sizi “gece yarılarına kadar hatta sabaha kadar televizyon izlicem ulan” isyanına sürükler. fakat artık haftanın yorgunluğu mu dersiniz, yoksa erken yatmak alışkanlık mı olmuştur bilinmez ama yine o gün de televizyonun karşısında elleriniz çenenizde, ağzınızdan salyalar akıta akıta uyur kalırsınız.

anne yine diğer günlerde olduğu gibi sizi o vaziyette kucaklar ve siz yarı baygın halde iken, yatağınıza yatırır. işte o yatak birden çok içinize tatlı bir serinlik verir. sanki diğer günlerden daha rahattır. yarı uykulu, yarı uyanık halde, anne üzerinizden yorganı örtmeye, açılan bacaklarınızı yorganın içine sokmaya çalışırken, içinize bir güven duygusu, bir sahiplenilmiş hissi uyanır. serin yatakda dönüp durmak ister ve az sonra sızar kalırsınız.

cumartesi sabahı çok daha zevklidir. bazen çizgi filmler için okula giderken kalkılan saatten bile daha erkek kalkılır. evde herkes uyuyorken, gizlice kalkıp, kısık sesle televizyon izlemek gibisi yoktur. bazen de öğlene kadar yatar, anneniz ya da babaanneniz “hadi yavrum, bişiler ye artık” baş okşaması ile uyanırsınız. önce şöyle bi gerinir, yataktan kalkmak istemez, akşamki ilk serinliğini kaybetmiş, vucud sıcaklığınızla sıcacık hale gelmiş yatakda “birazcık daha lütfen” kadar kestirmek istersiniz.

o güzel kokulu, taze kahvaltı uykulu biçimde yenir. daha sonra birden bugünün “oyun günü” olduğu hatırlanır. ve ağzınızdaki lokma ile sokağa fırlanır, arkadan anne “yavrum bak çok terleme, kirletme üstünü” derken. arkadaşlar bulunur, her türlü oyunu oynamak için hazır ve isteklisinizdir. gece yarılarına kadar oynanan oyun öyle bi tatlı, öyle bi güzeldir ki…son olarak akşam ezanı yaklaştığında babaanne elinde mendille koşarak gelir. siz topun arkasından koşarsınız, mahalle arasındaki, koşuşan çocuklar nedeniyle toz topraktan hiç bişeyin görülmediği ara sokakta. babaanneniz arkanızdan koşar; “yavrum yeter ama…yeter sabahtan beri…sucuk gibi terledin…bak hasta olursan bakmam -hiç bakmaz mı yaa…yufka yüreklidir onlar- gel buraya…bak dizlerim tutmuyo” (bkz: sirta mendil sokma ritueli)

cumartesi gecesinde televizyon hafta içine nazaran daha hareketlidir. ama ondan önce, akşam yemeğinden sonra hafta içi özlemi duyulan, “akşam oyunları” vaktidir. akşam sokağa çıkıp oynamanın heyecanı o kadar farklıdır ki…ama evin önündeki sokaktan başka sokaklara da gidilmez korkudan. hatta saklambaç oynarken saklanılan yerde bir ürperti gelir o ufak bünyenin içine; acaba arkamdan sıcağı sıcağınada gördüğüm elinde kanlı bıçak olan adam mı gelicek…

pazar  sabahı biraz tatsız başlar. o tatsızlık, o zaman için öyle hissedilir ama öyle hoş bir sabahtır ki aslında. her ne kadar anne pazar temizliği için sabahın köründe bütün pencereleri açmış evi havalandırıyor olsa da…bi titreme, hafif bi ürperti ile istemeden de olsa uyanılır; “anne bu ne yaa…dondum…pazar pazar temizlik mi yapılır”. sanki çamaşırların pazar günü sabah yıkanıp akşamına tv karşısında ütülendiği geleneğini bilmiyormuş gibi. ki yarın okula giderken giyeceğiniz önlük, pantolon ikilisi de vardır o çamaşırların içinde. ha bi de o boynunuza değen kısımları simsiyah olan yaka

açık pencerelerden esen sabah serinliği, hafif çiseleyen yağmur ile birlikte nedeni bilinmeyen bir heyecan oluştutur içinizde. o toprak kokusu…

yağmur yağdığı için bugün dışarda oynamak yoktur, yasaktır. babaanne ve annenin ortak koyduğu yasağa riayet edilmelidir, akşam gelen babanın kulağınızı çekmemesi için. hiç rahatsız etmeyen, ses bile çıkarmayan yağmur evin bahçesindeki büyük ağaç altına geçemez. o güzel serinlik ve koku çevrenizde, babaanneniz ağacın gövdesine dayanmış sedirde oya yapmakta iken, bütün evin bahçesi türlü oyunlar için sizi beklemektedir. yaratıcılığın hat sahfada olduğu bu dönemde, “babaanne çiçekleri sulayalım mı…lütfeeeaann” mazeretiyle su ile oynamak, çamurdan oyuncak araba yapmak, yine çamurdan oyuncak ev yapmak, mandal basketbol turnuvası, mandal futbol turnuvası en favori oyunlardır.

pazar akşamına doğru bi huzursuzluk başlar. çünkü -kahretsin ki- yarın okul vardır. gerçi okulu sevmeme gibi bir huyunuz olmasa da bilinmez bir hoşnutsuzluk kaplar içinizi. bu akşamın en önemli olayları bizimkiler, banyo  ve bir hatfa boyunca bangır bangır “tvde ilk kez” uyarıları ile sunulan parliament sinema kulubu filmidir

iki günlük aranın ardından erken yatma zorunluluğu, evin iç işleri bakanı babaanne ve yardımcısı anne tarafından tekrar yürürlüğe konur. değişen tek şey isyan hakkı tanımalarıdır. cünkü o gün parliament gecesi sineması filmi vardır. günler önceden “anne bak…ben bu filmi kesin izlicem…sakın bana o gun yat falan deme” şeklinde isyanın belirtileri fısıldanır. ama yine de her gece olduğu gibi salyalar akıtarak uyuyup kalmaktan kurtulamaz. sabah filmi izleyememiş olmanın hüznü ile uyanırsınız.

velhasıl çocukluğumuz televizyon karşısında salyalar akıta akıta uyumakla geçmiş. ne büyük icatmış şu televizyon. ya şimdi çocuklar ne diyecek ileride; “ne büyük icadmış şu bilgisayar“. ama zannetmeyin ki bizim kadar duygusal, romantik olabilecekler anılarına karşı;

quant

”TATİL”in gözünü seveyim…
0 votes, 0.00 avg. rating (0% score)

Bir Cevap Yazın